Biz kazanırız;
ama kazancın bize ait olmadığını biliriz.
Paranın ilk sahibi biz değiliz.
Biz sadece akışın bekçileriyiz.
Bize gelen gelirden bir payı,
kesintisiz bir akışta Allah adına ayırırız.
Bu pay oranla değil; niteliğiyle belirir.
Nitelik, bizi hafifçe zorlamalı.
Ve çıktığında hatırı sayılır bir etki üretmeli.
İşimiz kâr etmese bile akış bozulmaz.
Çünkü infak, kolay zamanın değil;
zorlanmayı göze alan iradenin yoludur.
Kur’an’ın diliyle infak bir matematik değil;
bir aktarım biçimidir.
Kök n-f-q, bize bir tüneli gösterir.
Nafaq, iki ucu açık bir geçittir.
İnfak, bu geçide gireni bozmadan, kirletmeden
karşı uca ulaştırmaktır.
Nifak ise bozulmuş tüneldir.
Giren gecikir, kirlenir, tıkanır.
Tünele giren Allah’tansa;
çıkan da O’na dönmelidir.
Bizim görevimiz, bu akışı kesintisiz tutmaktır.
Bu giren–çıkan ilişkisinin doğasını
kök q-r-d de öğretir.
Karz, bir parçayı ayırmaktır.
Eksiltme gibi görünür; ama düzeni korur.
Karz-ı hasen, yani güzel borç,
“Allah’a borç” denen o yüksek çağrıdır.
Kötü borç insanı kemirir;
güzel borç ise genişletir.
Gelir ne olursa olsun,
infak edenin bereketi artar.
Nifak edenin hayatı daralır.
Karz-ı hasen bu yüzden başka bir kapıdır:
Eksilmeyi genişliğe çeviren bir yasa.
Kur’an der ki:
“Kim Allah’a güzel bir borç verirse,
O onu kat kat artırır.” (2:245)
Bu katlama mecaz değil;
sünnetullahın işleyen doğasıdır.
Biz sebepsiz yaratılmadık.
Herkesin ortak bir görevi,
ve kendine özgü bir yükü vardır.
Ama bir afet, bir kaza, bir hastalık
insanı kendi işinden koparır.
Usta ustalığından; öğretmen dersinden;
doktor şifadan uzaklaşır.
İnfak tam burada devreye girer.
Yük hafifleyince insan tekrar yerine döner.
Düzen bozulmaz; akış sürer.
Yük hafifleyen durur, düşünür,
aynı musibetin bir daha yaşanmaması için çözüm üretir.
Bu yüzden infak, yalnızca yardım değildir;
düzeni güçlendiren bir harekettir.
İnfak kişiye değil; yüke gider.
Amacı yükü kaldırmak ya da hafifletmektir.
Sadaka gibi içten gelen bir paylaşım değildir.
Zekât gibi zorunlu bir denge de değildir.
İnfak, akışı korumak için üstlenilen bilinçli bir görevdir.
Yükler çeşitlidir:
Geçim, hastalık, kira, borç.
Ev yükü, çocuk yükü, eğitim yükü.
Yolculuk, afet, barınma…
Biz iyilik yapmayız; yük alırız.
İnfak, alınanı vermeye dayalı bir teslimdir.
Düzenlidir, ritmiktir, emanete saygılıdır.
Paranın nereye akacağına biz değil,
hakikati, merhameti ve adaleti temsil eden
küçük bir meşveret halkası karar verir.
İnsan elindekini sıkınca daralır;
açınca genişler.
Bizim genişliğimiz kazançtan gelmez.
Akıştan gelir.
İnfak bizim için yön belirlemesidir.
Sılaoğlu ailesi olarak biz, akıntının içinde dururuz.
Ve biliriz ki:
Allah’a verilen hiçbir pay kaybolmaz.
Akışın döngüsü daima geri döner.