Duayı veren,
Son ayetle bir davetiye çıkartır.
Dua da, Davet de aynı kökten gelir;
Birisi çağırmak, birisi çağrılmaktır.
El-Fettah olanın, müstakbel Fatih’ini çağırması;
Fatih adayının, El-Fettah’a icabetidir.
Yolu ve zemini tarif eder,
Yükselmenin koordinatını çizer.
Önce referans verir,
Sırat-ı Ellezine der.
Örnek olanların yolunu gösterir.
Enamte aleyhim ile,
Nam edilenleri işaret eder.
Nimet diye çevrilir,
Kursağı doldurmak sanılır.
Kökü Nu’uma’dır;
İncelik, hoşluk, kolaylıktır.
Çölün sertliğine,
Kumun sıcaklığına inat;
Hayatı yumuşatan,
İnceliklerle donatan,
Sürtünmesiz bir yaşamdır.
Davet, Nam olmayanı dışlar;
Gayri diyerek sınır dışı eder.
Birinci sapma gelir: Mağdub der,
Gazap içinde olanları söyler.
Duygusal sanılan kavramın,
Somut bir kökü vardır:
Ghadbah; sert, kırılmaz kaya parçası.
Ghadub; katılaşmış kertenkele derisi.
İçindeki öfkenin,
Yüzde ve ruhta katılaşmasıdır.
Bi aleyhim ile,
“Çehremiz onlar gibi taşlaşmasın” der.
Onların hayatında Naim, incelik yoktur;
Taş gibi dibe batarlar der.
İkinci sapma: Dallin der,
Dalalet’ten bahseder.
Şaşkınlık ve yörüngesizlik.
Aklı bir karış havada,
Gerçeklikten kopuk,
Kendini bilmez bir şımarıklık hali.
Onların hayatında Naim, denge yoktur;
Rüzgarla birlikte savrulma vardır.
Nam edilmiş olmak,
Bu iki sapmadan uzak durmaktır.
Ortada ana cadde vardır: Sırat.
Olur olmaza öfkelenmeyen,
Haddini bilip havaya girmeyen,
Olayları ciddiyetle ele alıp,
Aklı ile çözüm bulanların hattıdır.
Bu hatta Nam vardır.
Naam; “Evet” de demektir.
Hayata “Evet” demektir.
Güzel hayata “Evet”.
Zorlukların arındığı,
Refahın yükseldiği,
Sürtünmeyi bitiren,
Akışın getirdiği o uyum.
Cennet-i Naim; pürüzsüz yer demektir.
Dünyada cenneti kurmanın yolu basittir:
Sağlam zeminde, toplum olarak yükselmek.
Yükselirken birbirine çarpmamak; öfkesiz.
Yükseldikçe aklını kaybetmemek; şuurlu.
Duayı veren,
Duayı okuyana basit bir inşa planı sunar.
Davetiyede yazan nettir,
Dua ile dile gelir:
Gazapla katılaşıp çökme,
Dalaletle hafifleyip uçma,
Yerini bil, safını tut;
Ve hep birlikte yüksel.