Gönül

TDK’ya göre Gönül kelimesi Sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. duyguların kaynağı.

Gönlünü Eğlendirmek, geçici bir ilgi ve sevgi göstererek hoşça vakit geçirmek; Gönlünü Almak kırılan bir kimseyi güzel bir davranışla hoşnut etmek diye anlamlandırılıyor.

Gönül böyle yumuşak bişey mi?

  • Yunus Emre – Divan: “Bir kez gönül kırdın ise, bu kıldığın namaz değil.”
  • Ahmet Hamdi Tanpınar – Huzur: “İhsan Bey, kırdığı gönlü almak ister gibi mahcup bir gülümsemeyle konuşmaya başladı.”
  • Ömer Seyfettin – Hanife Mektupları: “Oyunlar, türküler… Askerler biraz gönül eğlendirsin diye akşamı şenlendirmişlerdi.”
  • Orhan Kemal – Bereketli Topraklar Üzerine: “İşçilerin gönlü kırıktı. Kimsenin kimseyle konuşacak mecali yoktu.”
  • Reşat Nuri Güntekin – Çalıkuşu: “Bir kere gönlünü kırdın mı, bir daha eski hâline gelmesi kolay olmaz”
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Yaban: “Emine’nin söylediği türküler, köylünün dertlerini bir nebze olsun gönül avuturdu”

Bu bağlamda Gönül kelimesi oldukça zengin bir anlama sahip oluyor.

Manevi merkez, vicdan, onur, hassasiyet, iç dünya, arzu, istek, şevk, keyif, eğlence, teselli ve avunma noktası…

Bir kelimenin bu kadar çok manası olabilir mi?

Önce Türkçe kök analizi yapalım. Orhun yazıtlarında çokça karşımıza çıkar, Köŋül olarak. ŋ (ng),

Zihin veya duygusal merkez anlamında kullanılır, Erkin bir kararlılık bağlamlarında. geçer. Özgür ve yetkili, öz kararının arkasında durmaktır.

Temel Duygusal ve Ruhsal Bağlamda: Köŋül, fiziksel kalp (yürek) ile ayrılır. Özden gelen bir iradeye ifade eder

Kültürel ve Mistik Bağlamlar: Türk-İslam kültüründe, özellikle Tasavvuf (Sufizm) geleneğinde, gönül “ilahi aşkın yeri” veya “iç ev” olarak metaforik bir derinlik kazanır.

Kelime”desires, dreams and love” gibi soyut kavramlara çekildi; maddi dünyadan öte bir “ruh evi”oldu. Bu, Orhun’daki pragmatik kullanımından (devlet yönetimi, halkın zihni) mistik bir manaya evrildi.

Orhun yazıtlarından bazı örnekler:

  • Kül Tigin Yazıtı – Doğu yüzü, satır 9 Orijinal: 𐰴𐰇𐰭𐰇𐰠 (köŋül) Transkripsiyon: köŋlin (köŋül + 2. tekil iyelik eki -iŋ) Cümle: sabım köŋlin käntü bolmazun tédi köŋlin körmiş Anlamı: “Sözüm gönlüne kendi kendine girmesin diye gönlünü yoklamış (düşünmüş).” → Burada Bilge Kağan, amcası Kül Tigin’in kendi erkini ve niyetini kontrol ettiğini söylüyor.
  • Kül Tigin Yazıtı – Doğu yüzü, satır 30 Orijinal: 𐰚𐰇𐰭𐰇𐰠 (köŋül) Transkripsiyon: köŋül Cümle: türk bodun köŋülin yitürmiş ärti Anlamı: “Türk milleti gönlünü kaybetmişti.” → En meşhur kullanımlardan biri. Türk halkının Çin entrikaları yüzünden dirayetini yitirmişti diyor.
  • Bilge Kağan Yazıtı – Doğu yüzü, satır 11 Transkripsiyon: köŋülintä (köŋül + yer eki -intä) Cümle: köŋülintä olurtmış Anlamı: “Gönlünde (içinde) oturtmuş, karar vermiş.” → Yine karar verme ve iç dünya anlamında.
  • Bilge Kağan Yazıtı – Doğu yüzü, satır 34 Aynı meşhur cümle tekrarlanır: türk bodun köŋülin yitürmiş ärti (Kül Tigin’dekiyle aynı ifade, iki yazıt birbirini tamamlar)
  • Tonyukuk Yazıtı – 1. taş, satır 12 Transkripsiyon: köŋül Cümle: köŋül birigme bolmazun tiyin Anlamı: “Gönüller (niyetler, iradeler) birleşmez diye (düşünerek)…” → Tonyukuk, Çinlilerle ittifak yapmanın Türk boylarının gönlünü birleştirmeyeceğini söylüyor.

Gönül, Orhun Yazıtları’nda esas anlamıyla tamamen pragmatik bir kavramdır:

Milletin şevki, iradesi, mücadele azmi ve birlik ruhudur; daralırsa devlet yıkılır, genişlerse ordu yürür.

Sekizinci yüzyılda köŋül, henüz aşk veya romantizmle ilgisi olmayan, soğukkanlı bir siyasi-moral güçtür.

Ne var ki yüzyıllar içinde bu sert ve toplumu ayakta tutan anlam yavaş yavaş yumuşamış, önce “iç dünya” olmuş, ardından Anadolu’da tasavvuf eliyle mistik bir evrene taşınmış.

Bugün bildiğimiz “gönül” artık ilahi aşkın oturduğu kutsal mahal, kırılıp incinen duygusal merkez haline gelmiştir.

Kısacası, eski Türk’ün devlet kuran köŋül’ü şaşılacak kadar zarif bir dönüşle, günümüzün mistik ve duygusal gönül’üne evrilmiştir

Ancak bu öz hala yerinde durmaktadır. Sadece özün üzerine başka manalar gelmiştir. Bu başkaları budarda öze dönersek, Yazılanlar o zaman daha anlamlı olur.

Yunus Emre’nin sözünü bu manada yorumlayalım.

Gönül kırmak üzerine söylediği, bir kişiyi üzmek kırmak değil, Onun içsel erkini durdurmaksa eğer? Öz iradesinin kırılması ise, Öz güveninin yerle bir olması ise;

Buna sebep kişi istediği namazı kılsın, Allah’a boyun eğip, salat etsin. Sensin benim ilah’ım diye hamd etsin.

Allah’ın bir kulunun gönlü kırılmış; Allah seni ne etsin?!

Kuran’da Gönül

Gönül arapça kökenli olmadığı için, Orhun yazıtlarındaki pragramtik anlama en yakın arapça kelime, Sadr olabilir.

İslam öncesinde sadr kelimesine içsel, ruhsal anlamlar yüklenmemişti.

Daha çok:

  • bedenin ön yüzü
  • liderlik / öne geçme
  • başlangıç noktası

Fakat Arap zihninde göğüs, insanın nefes aldığı, genişlediği, daraldığı yer olduğu için mecazlar buradan doğdu.

Kur’an, kelimeyi bir iç dünya haritasına dönüştürdü:

  • darlık (ḍîq al-sadr) → sıkışan iç alan
  • genişlik (şerhü’s-sadr) → iç kapasite, yük taşıma gücü
  • sadr = kabul alanı (niyet, yönelim, içsel açıklık)
  • sadr = gizlilik/derinlik (insanın sakladığı şeyler)

Yani Kur’an’da sadr:

“İnsanın iç evinin alanı.”

Bu, Türkçedeki eski Gönülük (köŋül) karşılığına çok yakın.

Çok bilinen İnşrah suresinin ilk ayetine bakalım. Elem neşrah leke sadrak*(e) / Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?*

Belini bükecek kadar ağır darbeleri abzorbe edebilen, bir erkin yetiden bahsediyor diyebiliriz.

Orhun Türkçesi’nde “köŋülin yitürmiş” diye çöken bir millet görürüz.

İnşirah suresinde ise Allah, “sadrak’ı genişleterek” insanlık tarihinin en büyük yükünü omuzlayacak olan peygamberin köŋül’ünü bizzat kendi eliyle açıp sonsuz genişlikte tutmuş.

İkisi de aynı içsel mekanizmayı, aynı pragmatik enerjiyi konuşuyor; biri devlet diliyle, diğeri ilahi hitapla.