Nasip…
Zarif bir umut.
Bizi bekler,
Orada o ihtimal.
Bir ferahlık ile,
İnanç eker,
Yola koyar.
Olur ümidiyle,
Olursa olur der
Olmazsa olmaz.
Olmazsa:
Nasip…
Neden olmadı?
“Demek ki böylesi daha iyiymiş”
Ya olsaydı?
O da Nasip!
Sonuç ne olursa olsun,
Nasip…
Pasif bir kabulleniş.
Oysa ki,
Nasip,
Yolunu bulmak için,
Yola dikilen
İşaretti.
Bugünkü gibi,
Elde olmayan sonuç değil.
İşaret ile netleşmiş,
Seçilen istikamet,
Varılacak yerdi,
Nasip.
Çölde yol bulmak için,
Bizden öncekinin
Bizleri düşünerek
Tecrübesini aktardığı
Yol ayrımlarına diktiği
Koordinat noktaları.
Bir yerden
Bir yere giderken:
Yol yok, iz yok iken
Yol gösteren taş.
Taşlar çoğaldı,
Fonksiyonları arttı.
Yeni özellikleriyle
Kullanılan taşlar
Farklı yönler gösterdi
Bu yönler soyutlaştı
Hedefler umut oldu
Umutlar beklenti.
Beklenti büyüdü
Medet taştan umuldu
Taşın üstünde kurban kesildi
Bu taşlara da dendi Nasub
Nasub bir ilah idi
Ansab ise ilahlar
Nasibin günümüzdeki
İlahi olan ve gökten gelen
Bizim kontrolümüz dışındaki
Manası cahiliye
Döneminden
Kalma idi.
Oysa ki yer ve yön gösteren
Basit bir dikili taş.
Kavmin ileri geleni
Toprağı bölmek için
Taşlar dikti.
Dikili taşlar arasında
Kalan parçalar
Halk arasında
Pay edildi.
Nasibin pay anlamı da
Buradan geldi.
Dikilen taşlar
Zamanla devrilir.
İyi çakılmamıştır
ya da kökü
Zamanla yumuşar.
Sanki taş ya da toprak
Yorulmuştur.
Yorgunluk anlamındaki
Nasap da buradan doğdu.
Neydi kökünde özünde nasip
Gerek yön, gerek hedef
Gerek ödül olan
Ödülden de pay veren anlamı?
Sancak örneği ile aktarımı:
Yerçekimi, atalet ya da
düzensizliğe karşı
Bir sancağın dikilmesi,
Bu sancağı ayakta tutma iradesi,
Bu sancağın koruma altına aldığı alanın tescili,
Sancağı tutanın hiyerarşik konumu
فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ
Fa-iżâ feraġte fensab.
İnşirah (94-7)
Ayetinde geçen Fensab,
Nasibin emir ile
“Kalk, çalış, gayret et”
dönüşüdür
Bir iş tamamlandı;
o halde:
Başka bir işe koyul.
Burada,
Devam etmek var.
وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ۠
Ve-ilâ-lcibâli keyfe nusibet
Gaşiye (88-19)
Dağların nasibi:
Nusibet.
Nasibin sonucudur,
Sabittir, değişmez ve
Yukarı yükselen,
Dağ gibi olmaktır.
Çöl kumu gibi
Savrulup serpilen değildir.
لِرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَۜ
lirricâli nasîbun mimmâ-ktesebû ve linnisâ-i nasîbun mimmâ-ktesebn(e)
Nisa (4-32)
Kesb edip
Kazanç elde edenin,
Kadın olsun
Erkek olsun
İradesi ile isteyip
Emeği ile kazandığını
Hak etmesi.
لَقَدْ لَق۪ينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَبًا
lekad lakînâ min seferinâ hâżâ nasabâ(n)
Kehf (18-62)
Nasibin,
En kapsamlı açılımı
Musa ile gelir:
Yalnız kendine değil,
Tüm kavmine:
“İki denizin birleştiği yere kadar durmayacağım” der.
Büyük kararlılık ile
Kavmi peşinde,
Yola devam eder.
İki denizin
Kesiştiği yere doğru
Durmadan gider.
Orada onu bir pay bekler
Balık
Lakin,
Öyle ilerler ki
İki denizi geçer gider.
Nasibi geride kalır
Ama, aynı nasip
Musa’yı uyarır,
Yorgunluğu ile…
Musa hatasını fark eder
Ayak izlerini takip eder
Geri döner ve
Nasibi ile
Buluşma yerinde
Buluşur.
Nasip,
Büyük bir irade ile
Kendiyle birlikte
Kavmini de ilerleten
Güçtür.
Ve bu güç,
yorsa da
yolu aşsa da
Nasib’ine
kavuşturur.
Musa’nın nasibi
Hızır idi…